25.07.2005 tarihli yazımız:
DİSİPLİN, DEMOKRASİ, DEVLET, HUKUK, HALK VE ASSUBAY
Önce, herkesçe bilinen terimlerin tanımlarıyla başlayalım:
Disiplin: Kanunlara nizamlara ve amirlere mutlak itaat, astının ve üstünün hukukuna riayettir.
Demokrasi: Devletin siyasi rejimi olan demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesidir.
Devlet: İnsanların insanlık niteliklerini korumak ve geliştirmek için kurdukları siyasal örgüt.
Hukuk: Sağ doğmak kaydıyla, ana rahmine düşüşle başlayan, karşılılık esasına göre sosyal hayatı düzenleyen ve maddi yaptırımı olan kurallar bütünü. Hukuk kuralları dışında sosyal hayatı din, ahlak ve görgü kuralları da düzenlemeye çalışır.
Halk: Ulusun günümüzde yaşayan, hayatta olan kesimi.
Assubay: 5802 sayılı kanununa göre subayın yardımcısı.
Biz assubaylar önce halkız, Türk halkıyız. Türk ulusunun devamıyız. Birlik ve beraberlik içerisinde demokratik, laik, sosyal hukuk devletimizin çatısı altında, hep beraber daha iyiye ve güzele ulaşmak için haklarımızı, özgürlüklerimizi koruyarak, erdemli bir şekilde, birbirimize saygılı, eşitliğe, insan haklarına duyarlı olarak kendimizi geliştirmek ve şahsi çıkarlarımızdan arınmış olarak bütün samimiyetimizle halkımız ile birlikte Türkiye için çalışmak durumundayız…
Şu anda devletimizi yönetme durumunda olan yöneticilerimiz o makamlara elbetteki bir çaba sonucunda erişmişlerdir. Ancak makamların geçici olduğunu, asıl makamların yönetilenlerin, halkın kalbinde edinilmesi gerektiğini ne yazık ki biz yönetilenlere hissettiremediler. Biz, bizi yönetenleri kalbimizin en müstesna köşesinde yaşatmak isteriz. Tıpkı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi.
Saygıdeğer okuyucularım, önce Türkiye Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD) genel merkez binasına bir bomba atıldı, daha sonra da TEMAD’ın web sayfasında bulunan ziyaretçi defteri susturuldu!
Bir camia, bir halk, bir ülke için, susturulmak kadar vahim bir şey olamaz. Özellikle özelleştirmelerin, yabancılara toprak, turistik tesis satışlarının had safhada olduğu, bakanlar kurulu kararıyla ABD’ye özel yetkiler verildiği günümüzde. Tehlikeyi görüyorsunuz ve susuyorsunuz. Susmak, susturulmak benim gözümde Türk’e en büyük ihanettir. Gerçekleri paylaşmamak, açıklamamak halka ihanettir, Türkiye’ye ihanettir.
Halkımız, devletimiz ATATÜRK’ün bedenen aramızdan ayrılmasından sonra yetim kalmıştır. Ülkemiz çıkarları başkalarının insafına ve lütfuna kalmıştır. Ülke keyfi bir şekilde idare edilmiştir ve edilmektedir. Devletimiz iradesini kullanamaz olmuştur. İzmir iktisat kongresi kararları yöneticilerce anlaşılamamış, kalkınma planları hedefleri tutturulamamış, milli teknoloji, milli sanayi geliştirilip Türk insanının üretkenliği ortaya konulamamış, düşmanlarımızda korku, dostlarımızda güven hisleri uyandırılamamış, ATATÜRK’ün söylemleri, bize gösterdiği hedefleri hayata geçirilmemiştir.
Nasıl ki ağaçlar toprağı köküyle koruyorsa milli teknoloji de sahip olduğu milletin topraklarının elinde kalmasını sağlar. Vatan savunmasında elin uçağına, helikopterine bizleri muhtaç edip, devletimizi irade, inisiyatif kaybına uğratanlar elbet bir gün Yüce Türk Halkına hesabını verecektirler.
Dünya enerji kaynakları devi Amerika, Irak’ta devlet kurdu komşumuz oldu. Şimdi de gözünü bizim topraklara dikti. ABD Irak’ta beslediği, eğittiği ve çoğunluğunu da bizim ülkemizin işsizlerinden topladığı silahlı gücünü (PKK) vatanımıza sokuyor ve askerimizi dağa kaçırıyor(*). Biz de Amerikan helikopteri ile Amerikan uşaklarını dağlarda avlamaya çalışıyoruz.
Bu nasıl döngü! Adamlar Kandil dağında ve biz orayı yerle bir edemiyoruz!
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, dağa kaçırılan askerimizi derhal ABD büyükelçisinden istemek durumundadır.
Her şey ortada.
PKK ABD’nin ordusu, silahlı gücüdür.
TSK’nin milli silahları olsaydı, milli teknolojisi olsaydı bütün bunlar başımıza gelir miydi? Biz halen Fransa’dan, İngiltere’den, Almanya’dan, Rusya’dan, ABD’den savaş gemisi, savaş uçağı, savaş helikopteri vb. almaya devam ediyoruz, uydumuzu yabancıya yaptırıyoruz.
Başbakanımız dış ülke gezilerine çıkılmadan önce helikopter alımı veya uçak alımı gibi alımları onaylanıp ondan sonra dış ülke ziyaretlerine çıkılıyor.
Yazık değil mi biz Türklere, niçin bizlere bunları reva görüyorsunuz. Bizim ülkemiz ne zaman dünya devleti olacak. Dünya ülkelerine savaş uçağı, helikopteri, bilgisayar, tıbbi malzeme, gelişmiş elektronik cihazları ne zaman ihraç edecek. Ülkemiz boş konuşma ve üretken olmayan siyasetten ne zaman kurtulacak. İnsanlar birbirinin hukukuna, ATATÜRK’ün ilkelerine ne zaman riayet edecek.
TSK’nin yükünü omuzlamış olan assubaylarınıza hukuka, insan haklarına uygun düzenlemeleri ne zaman yapacaksınız veya assubayların kendi çabalarıyla insan onuruna saygılı, hukuka saygılı vekillerimize hazırlatıp meclise sundurduğu kanun tekliflerine ne zaman olumlu görüş bildireceksiniz. 2005 yılı Şubat ayından beri mecliste bekleyen kanun teklifi ne olacak?
Sizler hukuka riayet etmeyi planlarınıza ne zaman dahil edeceksiniz.
Karşılılık temeline dayalı olan hukuk kurallarına göre, sorumluluk verilen assubaya yetki verilmemesi hukuk kurallarının ana prensibiyle bağdaşıyor mu?
Assubayların sizin hukukunuza bir dakika dahi riayet etmedikleri takdirde sizlerin yapılabileceğinizi tasavvur etmek hiçte güç değil. Bu devlet sizlerin şahsi malı mı? Ailenizin şirketi mi?
Bir okuyucumun Kıbrıs dönüşünde -gümrükte yaşadığı olumsuzluklar nedeni ile eşyalarını denize atmak durumunda bırakılmış idi- yaşadıkları insanın midesini bulandıracak türden. Kıbrıs ile ilgili milli politikalarımıza ne oldu?
Çağımızda devleti korumanın, halkı yüceltmenin, gelişmenin, etkili olmanın, saygın olmanın, caydırıcı olmanın, söz sahibi olmanın yolu disiplinin tanımında, demokrasinin özünde olduğu gibi insanların birbirlerinin hukukuna riayet etmelerinden geçmektedir. Bu kurallara göre hayat süren insanların, halkın ülkesi muhakkak dünya üzerinde hak ettiği saygın konuma geçer. Bu husus evrensel bir olgudur.
Saygının sevginin olduğu yerde her türlü olumlu gelişme sağlanır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları yıllar önce hukukun üstün kılınmasının farkında olmuş ve ülkemizin temellerini ona göre atmışlardır. En basitinden ülkemizde kadınlara seçme ve seçilme hakkı pek çok Avrupa ülkesinden önce verilmiştir. Sizler niçin ısrarla bunları görmezden geliyorsunuz.
Ayrıca, hangi meslek lisesi olursa olsun, meslek liselerinde okuyan evlatlarımız üzerinde hiç kimse siyaset yapmamalı. Devletin kurumları (YÖK) da orada okuyan evlatlarımıza, ilerideki hayatlarına olumsuz yönde sınırlamalar (katsayı farkları) getirmemelidirler. Yıllardır süregelen ve bugünlerde de gündemle olan bu kısır çekişmeden ne yazık ki biz assubaylar da nasibimizi almış durumdayız. Assubay Hazırlama Okulu mezunu olan assubaylar da üniversite sınavında düşük katsayı ile değerlendirilmektedir. Assubayın sorunlarıyla halkın sorunları aynıdır. Katsayı ayrımı da buna bir misaldir.
Gelecek; disiplinli, hukuka saygılı olanlarındır…
Gelecekte ülkemiz için fırsatlar muhakkak vardır…
Saygılarımla…
25.07.2005
Kaynak:
(*): http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=158466